YAZILARINIZI GÖNDERİNİZ

Haber, makale, firma ya da ürün incelemelerinizi bekliyoruz.

YAZARIMIZ OLUN

Düşüncelerinizi Özgürce Duyurun, Paylaşın.

Kullanma Suyu Tesisatında Lejyoner Hastalığı ve Lejyonella

| 30 Aralık 2015

Lejyoner hastalığı, lejyonella bakterisi tarafından oluşan ve ölüme kadar yol açabilen ciddi bir zatürre hastalığıdır. Lejyonella bakterisi, nemli ve sulu ortamda yaşayıp çoğalmaktadır. En yaygın bulaşma yolu binadaki sıhhi tesisat ve klima tesisatıdır. Özellikle otel, hastane, iş merkezi ve fabrika gibi büyük kompleks yerlerde bu bakteriye rastlanmaktadır. Lejyoner hastalığının bulaşma yolu, bakteri taşıyan ve aerosol haline gelmiş su taneciklerinin solunmasıyla gerçekleşmektedir. Aerosol, katı ya da sıvı maddelerin gaz ortamı içerisinde çok küçük parçacıklar halinde bulunmasıdır. Lejyonella bakterisinin yutulduğunda bir hastalık riski oluşturduğuna ve insandan insana bulaştığına yönelik bir bulgu bulunmamaktadır. Lejyonella bakterisinin kontrolü, kullanım suyu tesisatında, suyun binaya girdiği noktadan itibaren su depoları, su ısıtıcıları, vanalar, musluk ağızları ve dağıtım borularının tüm çıkış noktalarına kadar olan bölgeyi kapsamaktadır. Mikroorganizmaların oluşumunun engellenmesi için belediye tarafından sağlanan su klorlanmaktadır. Ancak lejyonella bakterisi klora karşı diğer bakterilere göre daha fazla dayanıklıdır. Lejyonella bakterinin kolonileşmesini önlemek amacıyla çeşitli yollar önerilmektedir. Bunlar; sistemin yüksek sıcaklıkta çalıştırılması, termik dezenfektasyon, bakır gümüş iyonizasyon işlemi, ozonlama, ultraviyole radyasyon yöntemi, aşırı klorlama ile filtrelemedir.

Lejyoner Hastalığı ve Lejyonella

Lejyoner hastalığının oluşabilmesi için lejyonella bakterisi ile kirletilmiş olan suyun aerosol halinde solunması gerekir. Bu yolla mikrop akciğere kadar ulaşarak hastalığı oluşturmaktadır. Hastalık riski solunan mikrop sayısıyla orantılıdır. Önemli bir risk faktörü de temas süresidir. Örneğin duş yaparken ki temas süresi dakikalar mertebesinde bulunmaktadır ancak jakuzide veya terapi havuzunda bu süre çok daha uzundur. Hastalığın bulaşabilmesi için lejyonella bakterisi ile kirlenmiş suyun mutlaka pülverize halinde gelmesi ve bu mikroplu aerosollerin solunması gerekmektedir. Lejyonella ile mücadele edebilmek için, öncelikle bu bakterinin üreyebileceği uygun ortamı yaratmamak gerekmektedir. Diğer bir önlem pülverize su oluşturulmamalı ve bunun aerosolü doğrudan veya hava ile insanlara ulaşmamalıdır. Üreyebilen bakteri olması halinde ise dezenfeksiyon ile yok edilmesi gerekir. Lejyonellanın büyüyebilmesi için en uygun sıcaklık aralığı 12-45°C arasıdır. 20°C’nin altındaki sıcaklıklarda üreme miktarı önemsizdir. Lejyonellanın ürediği en uygun sıcaklık 37°C olarak saptanmıştır. 37°C sıcaklıkta ve uygun ortamda iki saat içinde iki katına kadar çıkmaktadır. Kırk sekiz saat içinde ise lejyonella bakterilerinin sayısı tehdit edici boyuta ulaşmaktadır. 46°C sıcaklıkta lejyonella bakterisinin üremesi durmaktadır. Lejyonella bakterileri 50°C sıcaklıkta ancak birkaç saat yaşayabilmektedir, 60°C sıcaklıkta ömrü dakikalar mertebesindedir. 70°C sıcaklıkta ise yaşama şansı sıfıra yakındır. Ortamda bulunan demiroksit, büyüme ve çoğalmayı hızlandırmaktadır. Ortamda bulunan kir ve birikintiler lejyonellanın kuluçkası için uygun bir ortam yaratmaktadır. Lejyonella bakterisi için 6,9 pH değeri uygun bir değerdir. Güneş enerjili ısıtma sistemlerindeki kullanma sıcak suyu lejyonella için uygun bir ortam oluşturmaktadır. Yılın büyük bir kısmında 30-45°C arasında bulunması bu bakteri için uygun bir ortam yaratmasına neden olmaktadır.

Kullanma Sıcak Suyu Tesisatında Lejyoner Hastalığı

Lejyoner hastalığının en fazla karşılaşıldığı yerlerden biri kullanma sıcak suyu tesisatıdır. Bu hastalığa karşı önlem olarak suyun boylerde 60°C’de depolanması istenirken; enerji tasarrufu için suyun boylerde 45°C’de depolanması önerilmektedir. Bu iki koşulu birden sağlamanın tek yolu termik dezenfeksiyondur.

Lejyoner hastalığına karşı kullanma sıcak su tesisatında alınabilecek pek çok önlem bulunmaktadır. Öncelikle termik dezenfeksiyon konusuna dikkat edilmelidir. Bu periyodik olarak (örneğin haftada bir kere) kullanma suyu sıcaklığının en az 70°C’ye (tavsiye edilen 70-77°C) çıkarılmasıdır. Kullanma suyu sirkülasyon dö- nüş suyu sıcaklığı ise 51°C ve üzerinde olmalıdır. Termal şok yıkama süresi en az 30 dakika süreyle yapılmalıdır. Termik dezenfeksiyon sırasında suyun sirküle edilerek bütün boruların dezenfekte edilmesi, yüksek sıcaklıkta yıkama yapılması gereklidir. Kullanma sıcak suyu sirkülasyonu, son kullanım yerlerinin tamamına ulaşamıyorsa; buralarda sıcak su akıtılarak en az 5 dakika yıkama yapılmalıdır. Termik dezenfeksiyonun yapıldığı sürede sirkülasyon dönüş suyu sıcaklığı 51°C ve üzerinde olacak şekilde sistem projelendirilmeli ve buna göre boruların ısı yalıtımı yapılmalıdır. Bu işlemin konutlarda ve otellerde gece yarısı, işyerlerinde hafta sonunda insanların en az olduğu zamanlarda ve kullanım yokken (ya da en az olduğu zaman) yapılması uygundur. Otellerde termik dezenfeksiyonun yapıldığı gün ve saat, müşterilere verilen genel kılavuzun içinde belirtilmeli ve bu saatlerde banyo yapılmaması önerilmelidir. Sirkülasyonun yeterli olmadığı bölgelerde, termal şok yapılan saatlerde 5 dakika suyun akıtılması dezenfeksiyon için yeterli olacaktır. Boyler iç yüzeyleri kir tutmayan ve temizlenebilen bir malzemeyle kaplı olmalıdır. En mükemmel olanı cam kaplı boylerdir. Boyler içinde termik dezenfeksiyonun tam yapılması için ısıtıcı serpantin, boyler alt yüzeyine en yakın olacak şekilde monte edilmiş veya buna göre dizayn edilmiş olmalıdır. Soğuk su girişi de alttan olduğu için yüksek sıcaklığın sağlanabilmesi için bu bölüm kritik bölge olmamalıdır. Boyler deposunun tamamen boşaltılabilme ve temizlenebilme imkanı olmalıdır. Boylerlerde ısıtıcı serpantin mümkün olduğu kadar alt seviyede bulunmalı, böylece suyun hareketi sağlanmalıdır. Boyler tesisatlarında genleşme deposu olacaksa, içinde durgun su olan depolar kesinlikle kullanılmamalıdır.

Miks batarya kullanılıyorsa, sıcak ve soğuk su birbirine karışmakta ve sıcak su, soğuk su hattına kaçabilmektedir. Buna karşı bir önlem alınmalıdır. Miks batarya kullanıldığında daire girişlerinde her iki hatta da çekvalf kullanılmalıdır. Su deposundaki suyun sıcaklığı 20°C ve altında tutulmalıdır. Su depoları toprak altında olmalı, sıcak kazan dairesine yakın olmamalıdır. Kazan daireleri sıcak ise ısı yalıtımları kötü yapılmış, enerji kaybediliyor demektir. Su depolarının iç yüzeyi kolay temizlenebilir olmalıdır. Betonarme depoların iç yüzeyi derzsiz havuz seramiği kaplanabilir. Su depolarının altındaki tortu alınmalı ve depo yüzeyleri belirli periyotlarda temizlenmelidir. Temiz bir su deposu ve tesisat, lejyonella bakterisinin ihtiyaç duyduğu besin dolu ortamı barındırmaz.

Lejyonella Bakterisi Kontrol Yöntemleri

Yüksek sıcaklıkta çalıştırma tekniği, sistem sıcaklıklarını 60°C ve üzerinde tutarak gerçekleştirilmektedir. Bu tercih edilen bir yöntemdir. Ancak bu uygulama büyük ve eski tesisatlar da pratik olmamakta ve duş başlıklarındaki termostatik olmayan vanaların değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Termik dezenfeksiyon metodunda; sistem sıcaklıkları 30 dakika boyunca 70°C ya da daha üstüne çıkmakta ve sıcak su, tesisattaki tüm açıklıklardan akıtılmaktadır. Herhangi bir Legionella bakterisi salgınının belirtisi olduğunda, su sıcaklıkları 70 77°C sıcaklıklara kadar yükseltilmelidir. Günümüzde bu metot, birçok kullanma suyu tesisatlarında bakterileri öldürmek amacı ile kullanılmaktadır. Tesisatlardaki büyük miktarlarda bio-film, temas süresini arttırmaktadır. Bu uygulamanın avantajı, fazla bir harcama yapılmaması ve hızlı bir şekilde uygulanmasıdır. Dezavantajı ise, kaynar su boşaltılırken büyük tesisatlarda koordinasyonun zorluğu ve kullanıcıların haşlanma riskinin olmasıdır. Legionella bakterisi riskinin aşırı olmadığı bölgelerde bu sistem, en ekonomik işletme şartlarını sağladığı için tercih edilmektedir.

Bakır-gümüş iyonizasyon yönteminin uygulanabilmesi için, bakır-gümüş elektrotların bulunduğu bir iyonlaşma odasının sisteme monte edilmesi gerekir. Elektrotlara elektrik akımı gönderildiğinde pozitif bakır – gümüş iyonlar sistemdeki suda çözünecektir. Pozitif iyonlar mikroorganizmalara bağlanacak ve onların ölmesine neden olacaktır. Bakır-gümüş iyonlarının optimum konsantrasyonları sırası ile 400 ppb (milyarda bir) ve 40 ppb (milyarda bir) değerlerindedir. Bu alternatifin avantajları, ekipmanın kolayca monte edilebilmesi, bakımının kolay olması ve kalıcı bir dezenfeksiyon sağlamasıdır. Dezavantajı ise, bu yöntemin ilk yatırım maliyeti ve işletme maliyetidir. Bakır – gümüş iyonlaşma yöntemi, genelde küçük sistemler için kullanılır. Daha çok bağışıklığın önemli olduğu hasta bakım alanlarında kullanılan domestik sıcak su sistemlerinde kullanılması tavsiye edilir. Sistem ebakır-gümüş iyonları ekleyerek iyonlaşma metoduna bir alternatif teşkil edecek uygulama ise, bakır-gümüş iyonlarının direkt olarak bir kimyasal besleme pompası yardımıyla sisteme enjekte edilmesidir. Düşük dozajlarda olsa bile bakırın direkt olarak kullanımı, düzgün bir şekilde yerleştirilip korunmadığı taktirde, çevre yetkililerinde bir takım şüpheler uyandıracaktır. Bu sistemlerin uygulanması açısından, eğitimli ve dikkatli bir personel kadrosu gerekir.

Domestik sıcak su sistemlerinde kullanılabilir klordioksit gaz enjeksiyonunda; klordioksit, bio-film tabakası içine girer ve bakteriyi büyüme yerinde öldürür. Bu yöntemin; uzun süre çözeltide kalması, düşük konsantrasyonların yeterli olması, klor korozyonunun minimize edilmiş olması gibi avantajları bulunmaktadır. Klordioksit gaz enjeksiyonunun dezavantajları da bulunmaktadır. Ekipmanları daha çok, küçük ve orta boyutlu uygulamalar için uygun olup pahalıdır. Ayrıca, her sı- cak su sistemi için bir tane klordioksit gaz jeneratörü gereklidir. Klordioksit gaz enjeksiyonunun daha büyük uygulamalarda birkaç enjektörün kullanılabilmesi mümkündür. Klordioksit, bağışıklığın önemli olduğu hasta bakım alanları için gerekli olan, domestik sıcak su sistemlerinde kullanılması tavsiye edilen bir yöntemdir.

Dozaj aralıkları 0,3-1 ppm arasında değişen halojenlerin (klor, brom, iyot) kullanılması, suyun pH’ı kontrol edildiği taktirde uygulanabilir bir seçenektir. Suyun pH’ı düştüğünde halojenin etkisi de düşecektir.

Ultraviyole radyasyon yöntemi, sistemde bir nokta boyunca akarak yalnızca bakteriyi öldürmede etkili bir yöntemdir. Yalnızca küçük uygulamalarda ve kısa boru tesisatlarında etkilidir. Diğer yandan; büyük sistemlerde etkisizdir ve sistemin diğer bölgelerinde var olan kolonilerin büyümesini engelleyemez. Ultraviyolenin, Legionella bakterisinin tek hücreli kesecikleri üzerindeki etkisi de bilinmemektedir.

Ozonlama yöntemi, ozon jeneratörünün yakınlarında bakteriyi öldürmede etkilidir. Bu metot, ozonun sistemde çabuk çözünmesi bakteriyi öldürmeye yetecek konsantrasyonların elde edilmesini sağlar. Bu yöntemin sakıncaları ise şu şekilde sıralanabilir: Eski tesisatlarda korozyona neden olabilir. Büyük sistemlerde etkisiz kalmakta ve kolonilerin oluşmasını engelleyememektedir. Pahalı bir uygulamadır. Su arıtma maliyetleri %85 azaltılır. Kimyasal depolama ve atıkların depolanmasına gerek kalmayacaktır.

Aşırı klorlama, bakteriyi öldürmede etkili bir yöntemdir. Bakteriyi öldürmek için yüksek klor konsantrasyonları gereklidir. Klor kullanılması sonucu oluşan ürünler, potansiyel kanserojen maddelerdir. Klor, koroziftir (Korozyona yol açan madde) ve boru tesisatında bir hata sayılabilecek aşınmaya neden olur. Bu nedenle, özellikle birçok hastane uygulamasında pek tavsiye edilen bir yöntem değildir.

Filtreleme ve yeniden klorlama yöntemi; sisteme filtrelenmemiş su beslemesi olması halinde, boru tesisatı içerisinde oluşacak yabancı maddeleri filtreleyip sistemi arındırmak amacıyla kullanılmaktadır. Böylelikle, bio filmin yayılabileceği yerlerde oluşacak çökelti miktarı azaltılmış olacaktır. Tekrar klorlama, bio-film tabakasının büyümesini engellemek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Klor konsantrasyonları, fazla klorlaşmayı önlemek amacıyla kontrol altında tutulmalıdır. Filtreleme yöntemine ek olarak haftada iki kere ya da daha temel olarak her gece yarısı kimyasal besleme pompası yoluyla dörtlü amonyum biocide kullanılabilir. Bu bileşiğin, tercihen bakterinin bu bileşiğe karşı bağışıklık kazanmasını engellemek adına ve bir başka bileşiğin bakterinin gelişimine karşı daha farklı bir yöntemle karşı koyması adına, farklı bir biocide ile değiştirilmesi gerekir. ‹yi bir biocide alternatifi olarak tiokarbonat verilebilir, ancak farklı örnekler de mevcuttur.

Lejyonella bakterisinin oluşum ve yayılmasıyla temizlik arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Açık dolaşımlı bir sistemin kontrolündeki en önemli nokta suyun temizliğidir. Kullanım suyunun filtrelenmesi kaydıyla su temizliği, kabul edilebilen bir seviye olan 30-40 mikrona getirilebilir. Bunu da kum filtreleri veya torba filtreler kullanarak sağlayabiliriz. Çamur oluşumundan dolayı kum filtreleri, ayda bir kabartılmalıdırlar. Torba filtreler ise temizlik gerektirmediklerinden, en iyi filtrelerdir. Klasik su tasfiye yöntemlerindeki sorun, lejyonella bakterisini etkin bir şekilde önleyecek büyülü kurşunların bulunmamasıdır. Eğer suyun temizliği sağlanmış ve borulardaki çamur oluşumu engellenmişse, bu sitemde filtreleme kullanılmıştır. Bazı kimyasalların petri kolonileri (laboratuvarda yetiştirilen lejyonella bakterisi) üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Ancak saha etkinliği testleri, bu patojenik grubu kontrol etme iddialarını çürütür. [1]

Lejyoner Hastalığı Kontrol Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik

Sağlık Bakanlığı, lejyoner hastalığına karşı hazırlıklı olmak, hastalıktan korunmak ve hastalıkla mücadele etmek için alınması gereken tedbirler ile hastalığın bildirimine ilişkin usul ve esasları düzenleyen bir yönetmelik yayımladı.

13.05.2015 tarih ve 29354 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Lejyoner Hastalığı Kontrol Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliği PDF dosyasına göz atabilirsiniz. [2]

Kaynak:
1- T.C. Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2977
2- T.C. Resmi Gazete

Yorum Yazınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir